25 Nisan 2009 Cumartesi


Yeni sayfa


Beklerim...

Read more...

Dükkan Taşınıyor

Çok uzaklara gitmiyorum aslında. 

www.ilkerugur.com adresi boşalınca oraya taşıma kararı aldım bloğu. Bir de önemli bir değişiklik olarak İngilizce yazacağım.

Bunun sebebi ise yurtdışı bağlantılarımın yazdıklarımı merak edip okuyamaması ve daha geniş bir kitleye ulaşma isteğim diyebilirim. 

Bir de kartvizitime yazacağım bir bloğum olsun istiyordum. Hem onu hem bunu tutmak vaktimi alacak. Zamanla futbol bloğunu da İngilizce tutmaya başlayacağım. Onu da ilkerugur.com altına taşımak istiyorum. 

Arşiv burada durmaya devam edecek. 

Read more...

13 Nisan 2009 Pazartesi

Geliyor

Read more...

9 Nisan 2009 Perşembe

Mütevazı olmayı başarabilen insanlara bayılıyorum. 


Bunu neden yazdığıma gelince. 

İnternet aleminde pek çok kişi ekranın karşısında kendisine yapay bir persona yaratmayı ve yaptığı işleri abartarak yansıtmayı çok seviyor. Bu aslında gerçek hayatta da böyle. Hangimiz iş yerimizde bir şey yapmadan oturup böbürlenen insanlardan şikayetçi değiliz ki. Ama internet bu güruhun kendilerini ve diğer kişileri kandırmasına çok elverişli bir ortam yaratıyor.

Bu güruhun bazı temsilcileri frienfeed'de de yer alıyor. Hemen her mecrada oldukları gibi. Orada yaptıkları işlerin ne kadar önemli olduğunu herkese anlatma ve bir yer etme derdindeler. Bunu göstermek için her fırsatı değerlendiriyorlar. Her başlığa bir yorum, en ufak hatada sataşma, kendini gösterme çabası.

Rixos olayında yaşananları hayretler içerisinde izliyorum. Tartışma nereden nereye geldi takip etmek bile oldukça güç olmaya başladı ama ben bu tartışmanın içerisinde sakin duran, yaptıkları işleri insanların gözüne sokmayan, kendisini övmeyen tarafı kendime daha yakın buluyorum. 

Bu tartışma devam ederken bazı insanları büyük bir hayranlıkla izliyorum. İsimlerini vermeyeceğim ama onlar zaten kendilerini biliyor. Bu kişiler Türkiye'de sadece internet sektöründe değil pek çok elle tutulur sektörde de kendilerini kanıtlamış ve egolarını arka plana atmayı başaran kişiler. Onların başardıklarını görüp, hayattaki başarılarını kazanılacak veya kaybedilecek bir tartışmaya bağlayanlar ve hayatlarını çekişme üzerine kuranlar için üzülüyorum. O hayat zor geçer arkadaşlar. 

Read more...

6 Nisan 2009 Pazartesi



Yeni Rakı - Yeni Seri ilan fotoları. 


Çeken kişi: Alptekin Baloğlu


Read more...

4 Nisan 2009 Cumartesi

Kirli Sepeti Bölüm 9
The one with Burcu Esmersoy

Read more...

Acıbadem Maslak






Süper bir hastane. Akıllı bina. İçeride kuş sesleri sizi karşılıyor. Hep bir sakinlik sukunet. Ama biraz tuzlu. Sağlık güvenceniz olmadan gitmeyi düşünmeyin. 

Read more...

Boş bir Cumartesi günü

Hanım sınava gitti, ardından arkadaşlarıyla buluşacak. Ben ve Kuduruk evdeyiz. Bu satırları şu an yazabiliyorsam tek sebebi Kuduruk'u odanın dışına atmış olmamdır. Kendisi tam bir teknoloji düşmanı.

Bu Cumartesi'ye boş diyorsam da siz inanmayın. Yapılması gereken bir ödevim var emba'in adını bilmediğim dersinde. Arz, talep vb. için grafik çiz diyor ama nasıl çizerim en ufak bir fikrim yok. 

Acıbadem Maslak hastanesine bri haftada iki kez gittim ve bir hastaneyle aramda duygusal bağ oluştuğunu ilk kez hissettim. Böyle bir mimari ve fonksiyonelliği ilk kez bir arada görüyorum. Dr. House'un hastanesinden daha güzel kesinlikle. Ama feci pahalı. 

Pahalı demişken sigorta şirketlerinden nefret ediyorum. Bir kez hasta olunca bir sonraki dönem onu poliçeden çıkartıyorlar ve siz de kalıyorsunuz resmen.  15 tane test + bir doppler ultrason 860 TL olur mu ya?

Büyük bir proje için üst düzey birisine bir mektup yazdım. Kendisiyle tanışıklığım olsa da resmiyete döktüm işi. Bakalım neler olacak?

Burcu Esmersoy programını çok beğendim. WoW oynamasına en çok şaşıran benim herhalde. O kadını ekran karşısında level atlamak için kasarken düşünemiyorum. 

İletişim Yayınları ve Aral İthalat programımıza destek veriyorlar sağolsunlar varolsunlar. Onlar için çok daha büyük kıyaklarım olacak yakın zamanda. (N.T. sorry for the match, H.Y. sorry to you too.)

Olimpiyat Stadı yayınımızda Hasan'ın maç anlatmasına bakıp bakıp kopuyorum. Mustafa Pektemek diye başlıyor ya orası bittiğim andır.

4 Haziran'da Londra'da süper bir seminer var. Football and Technology diye. Ona katılmam için davet geldi. Haydi TFF, haydi TFF haydi tam zamanı tam zamanı şimdi diyorum ve katkılarını bekliyorum. 

Finale 50 günden az kaldı. Bu hazırlıklarda yaşadığım off the record şeyleri yazsam olay olur herhalde. Ama benim yaşadıklarım Orhan Gorbon'un yaşadıklarının onda birisi olsa gerek.

İspanya maçında David Villa'yla fotoğraf çektirerek ilk kez bir futbolcuyla fotoğraf çektirmiş oldum. Röportajları saymıyorum. Ama bu isteğim üzerine çektirdiğim ilk fotoydu. David Villa'yı severim çok.

Uzunca bir yazı oldu sanki. Biraz da sonraki başlıklara bırakayım en iyisi.  


Read more...

31 Mart 2009 Salı

Once upon a time in New York

1848'den bir New York resmi. O zamanlar buranın adı New Amsterdam değil miydi ya?

Müzayedede 62,500 dolara satılmış. 

Bu çiftlik evinin olduğu yerde şimdi nice gökdelenler yükseliyor. Bu arada bazı sahaflarda süper fotolar oluyor. Sadece bakması bile çok eğlenceli tavsiye ederim. 

Read more...

30 Mart 2009 Pazartesi



Seçimler üzerine

-Dün oy kullanmak için okula gittiğimde başörtüsüz ne kadar az kadın kaldığını görüp bir garip oldum. O an Kılıçdaroğlu'nun kazanamayacağını anladığım andı aynı zamanda. Bu kadar oy çıkarması bile büyük başarıdır. Deniz Baykal'a da son yerel seçimi hayırlı ve uğurlu olsun diyorum bu sonuçla birlikte.

-Kağıthane'nin CHP'li başkan adayıyla Cumartesi günü pazarda karşılaştık. Ona oy vereceğim belliydi ve bunu açıkça söyledim. O an gözümün içine sen ver ama işimiz çok zor bakışını gördüm. Olmayacak duaydı, amin dedik. Olsun varsın. 

-Muhtar adayı genç bir çocuk vardı. Benle yaşıt olabilir belki. Etrafına mahallenin serserilerini toplamasına sinirlendim ve hali hazırdaki muhtara verdim oyumu. Sonucu hala bilmiyorum. Birisi bir yere gelme ihtimaline sahip olduğunda etrafı hemen çakallarla doluyor ya, kıl oluyorum. 

-Sındırgı'da CHP'nin kazanmasına acayip sevindim. Sırıtkan AKP'li belediye başkanı çok güveniyordu kendisine ve Sındırgı halkı bu özgüvenin cezasını verdi. Özgür Ertuğrul'a başarılar dileyelim ve bakalım yaptığı hac açılımı ne kadar tutacak. Malum kendisi 70 yaşın üzerindeki Sındırgılıları hacca götüreceğim vaadinde bulunmuştu. 

-Türkiye'deki bölünme bu seçimlerde çok göz önüne serildi bence. Güneydoğu Anadolu DTP, Sahiller CHP, Muhafazakar Orta Anadolu AKP. Bu bölünme gelecek için referans olmasın lütfen.

-Yandaş basın beni sadece güldürüyor. Güven tazeledi demişler Erdoğan için. Kendisi bile öyle demezken. Gerçekten komikler.  

-NTV'nin seçimler için yaptığı internet sayfası muhteşemdi. Çok kutlarım emeği geçenleri.
 

Read more...

Kirli Sepeti 8. Bölüm
Olimpiyat Stadı'nda Donma Halleri


Read more...

25 Mart 2009 Çarşamba

UEFA ziyareti bitirdi, ben de biter gibi oldum. 


Yarın Ümit Milli maç var. Hem görev hem keyif olacak. Kirli Sepeti'yle ilgili bir sürpriz de olacak. Ama asıl bomba haftaya geliyor.

Finale 56 gün kaldı. 

Seçime 4 gün kaldı. Kılıçdaroğlu kazanırsa çok sevineceğim. Öyle böyle sevinmek değil ama. 

Yaprak Dökümü denen diziyi çözemedim gitti. Ne saçmalıktır ya. Aşk-ı Memnu da apayrı bir olay. 

Blog aksıyor ama daha çok aksayacak. 20 Mayıs'a kadar beni idare edin. 


Read more...

20 Mart 2009 Cuma

Yedinci Bölüm

Read more...

19 Mart 2009 Perşembe

Değişen Zamanlar

Geçen sene Danimarka'ya gittiğimde başıma oldukça ilginç bir olay gelmişti. 

1 sene orada kalmış ve etrafta Türk olmadığı için rahatlıkla Danimarkaca öğrenmiştim kendimi idare edecek kadar. 

Danimarkaca telaffuzun zorlu olduğu bir dil. Telaffuzu öğrenmek için zorlu kelime öbeklerini esprili bir şekilde öğretiyorlar. 1997 senesinde öğrendiğim bu öbekleri geçen sene tanıştığım birisine söylediğimde suratıma garip garip bakmıştı. 

Sanki zaman makinasıyla 11 sene geriden gelmişim gibi bakmıştı bana. Meğersem o tabirlerin modası geçmiş. Yeni öbekler bulup onlara gülüyorlarmış. 

Garibime gitmişti o zaman ama günümüz liselilerinin konuşmalarını anlamadığımda aklıma bu olayı getirip teselli buluyorum:)

Read more...

14 Mart 2009 Cumartesi

Var mısın Yok musun üzerine

Bir süredir Var mısın Yok musun'u takip ediyorum. 

Bir arkadaşım yarışmacı oldu ve 85.000 TL kazandı. Ona faydası dokunsun diye istatistikleri de tutmuştum bir süre. Hala da devam ediyorum. Ben de yarışmacı olmak için başvurdum. Ev almak için bir faydası dokunsun diye. 

Nasıl kazanılacağı konusunda da kafa yoruyorum.

Bir kere 500.000'i kazanacak kişinin felaket cesur olması lazım. Son 4'e dört 500.000 veya onu geçtim 4 kırmızı taşımak çok zor. Dolayısıyla son iki de yaşanan ikilemi aşıp ikramiye kazanmak için cesaret lazım. 

İngiltere'de dün bir kız 1 penny ve 250.000 sterlin varken kutusuna gitmiş ve 250.000 almış örneğin. Bu cesareti gösterecek kişi kazanacak. 

Yarışmaya ihtiyacı olan yarışmacıları aldıkları için Acun Ilıcalı böyle bir riski taşımıyor. Bu tip bir durumda yarışmacı teklifi kabul ediyor. Zaten birkaç kez kutudan 500.000 çıktı. Ama kimse cesaret edemiyor.

4 tane 500.000 iyi bir opsiyon. 24 kutunun 4'ünde 500.000 var. Ama onikisinde de mavi var. Yani iki kutunun birinde mavi var. 4 kutuda sarı, 8 kutuda kırmızı var. Sarıları da geçersen kırmızı olması ihtimali maviden daha az ve bu o kutularda hangi rakam yazarsa yazsın Acun Ilıcalı'nın işine geliyor. Dört kutuya beş yüz bin yazmak yarışmacının aldığı teklifi arttırıyor. Bu da iyi bir şey sonuçta. Ama en büyük lütuf değil.

Bu rakamları kutulara noter koyuyor. Ben bir mantık olduğunu düşünüyorum. Yani gidip iki kırmızı koyuyorsa üçüncüsünü koymam ben olsam. Bu nedenle yarışmacının bir yanını 24 rakamın yazdığı bir listede her açılan kutunun numarasının yanına çıkan parayı yazarsa kırmızı bulma şansını bu mantık yürütmeyle azaltabilir diye düşünüyorum. Tabi bazı yarışmalarda arka arkaya koyabiliyor hain noter:)

Cem Yılmaz yarıştığı bölümde Hamdi Bey'i bulmaya gitmişti hatırlarsanız. Orada Hamdi'nin önünde bir bilgisayar açıktı. Ben o bilgisayarda teklif veren bir program olduğunu düşünüyorum. Çıkan rakamlar sistemden düşüldüğünde program verilecek teklifi söylüyor. Hamdi Bey denilen arkadaş da bu programın elçisi durumunda bence.

Neyse bu kadar Var mısın Yok musun yeter de artar bu bloğa. 

Biraz olasılık bilen bu yarışmada paraya para demez diyorum başka bir şey demiyorum. 

Read more...

13 Mart 2009 Cuma

Recep İvedik 2 ve reklamlar

Tamamen dışlamadığım bir seri bu. Recep İvedik'le vatan elden gidiyor, insanlar kültürsüz, herkes ayı söylemine çok katılmıyorum. Sonuçta kurgu diyor ve geçiyorum. 

Ama anlamadığım bir şey var. Atlas Jet sen nasıl bir firmasın ya. Geçen sene Isparta uçağı düştü. Pilot hatası dediler. Bir sene sonra Recep İvedik'te reklam yapıyorlar. Reklam da şöyle, Recep İvedik kabin görevlisi olarak işe giriyor. Düşersek birşey yapmayın zaten öleceğiz falan diyor. Pilotu kabin dışına çekip fırçalıyor. Bu ne sorumsuzluktur? O kazada ölenlere daha büyük bir saygısızlık var mı yani?

Sizin reklam mecranız Recep İvedik mi yani? 

Filme gelince. İlk filmden daha kötü bence. Sinema yorumcularımızla ilgili de bir yazı yazmam şart oldu.
    

Read more...

Kirli Sepeti 6. Bölüm

Read more...

12 Mart 2009 Perşembe

Sevdiğim şeyler

- Bir gece yolda uyumadan geçirip, sabah eve gelmek. O gün bir işim olmaması. Pijamaları geçirip üzerime yorganı çekip uykumu alıncaya kadar uyumak.

- Hoş bir yerde leziz bir yemek, arkadaşlarla zaman geçirip muhabbet etmek.

- İyi bir bilimkurgu veya felaket filmi.

- İş çıkışı muhabbetle birlikte soğuk bir bira. 

- Sürükleyici bir kitap. 

- Galatasaray'ın Avrupa Kupası'nda oynayacağı bir maçın başlamasını beklerken yaşanan o heyecan.

Devam edecek... 

Read more...

6 Mart 2009 Cuma

Beşinci Bölüm - Konuk Okay Karacan

Read more...

27 Şubat 2009 Cuma

Dördüncü Bölüm


Read more...

26 Şubat 2009 Perşembe

İnsaniyet


Hollanda'da yaşanan kazada ölenlerin isimlerini hala bilmiyoruz.

Bazıları bunun çok kötü bir şey olduğunu düşünebilir. Nasıl bir beceriksizlik haber önemsiz kaldı diyebilir. Ama habere değil insana önem veren bir ülkede bu tip bir gelişme gayet normal aslında.

Ailelerine ve yakınlarına haber verilmeden hiçbir kişinin ismini vermeyeceğiz diyordu Hollandalı yetkili. Onlar yas tutan geride kalanlara önem verirken bizim basınımız hala kelle niceliği ve niteliği peşinde koşmaya devam ediyor. Büyük ihtimal isimleri ilk bulana ödül vaatleri verilmiştir.

Bizim bakanımız ve genel müdürümüz rahatça çıkıp ölüm yok diyebiliyorlar. Yalan ve yanlışları 9 ailenin umutlarını söndürdü, hayatı onlara zindan etti. Hala bugün yüzsüzce çıkıp söylediklerini savunuyorlar. Biraz Hollanda'dan ders almaları gerekiyor. İstifa şu an için en iyi kurtuluş yolu sizin için Sayın Yıldırım. Soyadınızdan tren ismi yarattırıp sonra yarım ağızla itiraz edeceğinize ağzınızdan çıkanı kulağınızın duyması için bir yöntem geliştirin lütfen.

Ben sizi affetmeyeceğim. Umarım o 9 aile affeder.

Read more...

25 Şubat 2009 Çarşamba


Wishlist








Read more...

24 Şubat 2009 Salı

Berbere gidiyorum gittiğim bir önceki berberi kötülüyor.

Bir yorumcuyla konuşuyorum diğer yorumcuyu kötülüyor.

Bir catering firması diğerlerini kötülüyor.

Her çadır firması en iyisi biziz deyip diğerlerini kötülüyor.

Her organizasyon şirketi en iyi organizasyonu biz yaparız diyor.

İşlevsel bir internet sitesi görüyorum. İşlevi net. Bir ürünü tanıtmak ve bunu başarıyor. Bir kanaat lideri sallıyor siteye ardından onlarca eleştiri.

Eleştiri iyidir güzeldir. Ama bizim ülkede iş artık eleştiriden çıkıp başka bir hal almış vaziyette. Afedersiniz ama bu bokçulukla bizden hiçbir şey olmaz. Danimarka örneği vereyim size bir kez daha. Bir berbere gidip saçlarınızı kestirirken o berber başka bir berberin işine zarar veren yorumlar yaparsa şikayet halinde hakkında dava açılabilir. Zaten o koltukta oturan da sen ne diyorsun diye bir sorar ve büyük ihtimal yerinden kalkıp terkeder.

Herkes para kazanmalı bu alemde. Ama birilerini kötüleyerek kendinizi iyi gösteremeyeceğinizi unutmayın ve bırakın işiniz konuşsun siz değil.

Read more...

23 Şubat 2009 Pazartesi

Yaklaşık 15 gündür ihmal hallerindeyim biliyorum. Özürler dilerim.

Bunun sebebi aldığım bir iştir. Onu yetiştirmek için 10 gündür geceleri soru yazıyorum. Gündüz malum iş yoğunluğu. Bir de gördüğünüz üzere televidyon'da Kirli Sepeti'ne başladık. Görüşlerinizi önerilerinizi yazarsanız çok sevinirim.

Jamie Oliver'a hayranım. Bazı tarifleri gerçekten efsane. Size son gördüğüm olayından kısaca bahsedeyim. Közde mısır yapılır. Bir tabağa tereyağı konur. Mısısr sıcak sıcak tereyağı üzerinde döndürülerek yağlanır. Ardından bir başka kaba parmesan rendelenir. Parmesan tabağın içine konur. Mısır bu kez de parmesan üzerinde döndürülür. Alın size bardakta mısır a la ingles:).


Neurotic Genius of Dutch Football futbol üzerine yazılmış en iyi kitap olabilir mi? Gerçekten çok iyi. Simon Kuper filan hikaye geldi bana öyle diyeyim size.


Bu hafta Kirli Sepeti'nde Açık Pozisyon adında bir kitap hediye edeceğiz. Türkiye'de piyasaların son 20 yılını müthiş yazılmış bir kitaptan okumak isterseniz kesinlikle alın. Sadece eğlencesi bile yeter. Bir de ağlanacak halimize güldürmesi.

Söz daha fazla yazacağım. Yoğun günlerim biraz olsun hafifleyecek inşallah.

Read more...

20 Şubat 2009 Cuma

Üçüncü Bölüm - Konuk Aceto Balsamico


Read more...

19 Şubat 2009 Perşembe

İkinci Bölüm

Read more...

11 Şubat 2009 Çarşamba

İlk Program

Read more...

9 Şubat 2009 Pazartesi


Çeliktepe'de copyright sorunsalı


Çeliktepe'den yenice açılmış bir dükkan. İçeride ben pide ve poğaçadan başka birşey görmesem de kebapçı olduğu iddia ediliyor. Logosu da Chicago Bulls'dan çakma. Oldu mu sana Türk işi başarı öyküsü.

Read more...

Reçel Anneler


Zeynep Dizdar reçel yapıp çocuk okutan iyilik meleği reçel anneler için söylüyor. 

Sabah programlarından bir enstantane. 


Read more...

7 Şubat 2009 Cumartesi

Youtube ve Moderasyon

Friendfeed'de Fatih Turan'ın bir yorumu üzerine bu yazıyı yazıyorum. Yorum şöyle:

"Youtube'daki yorumları gördünüz mü? Adamlara ne kadar da sıradan geliyor sövmek. =D Her lafın sonunda bi sövme var. Ayıp ya..."

Sonuna kadar katıldığım bu yorum aklıma bir şey getirdi.

Hemen hemen her site moderasyonlu yorumlama yapmaya izin veriyor. Youtube'da neden bu yok?

İngilizce moderasyon olabilir ama Türkçe veya başka dillerde olması gereklidir.

Yorumlar şikayet edilebiliyor ama kim uğraşır?

Youtube'un bunu cidden planlarına koyması ve uygulaması gerekiyor. İnsan kılıklı mahlukların yorum diye yazdıkları küfürler insanlara bıkkınlık verdi. Bu mahluklar Youtube gibi son on yılın en büyük işlerinden birisinin kalitesini düşürüyor. 

Youtube hissedarlarına üye sayısını gösterip hava atıyor olabilir ama nicelikten çok niteliğin önem kazandığı bir çağ geliyor. Hazırlıksız olan bir anda silinip gider ve web çöplüğü böyle çok örnekle dolu.


Read more...

6 Şubat 2009 Cuma


INC. Dergisi






Maya Medya tarafından çıkarılan Inc. dergisi ABD orijinli bir dergi. 1979 yılında ilk sayısı çıkmış. Kurucusu Bernie Goldhirsh.



Goldhirsh ilk olarak Sail dergisini kurmuş ve 10 milyon dolara sattıktan sonra INC.'i çıkarmış. INC. Incorporation kelimesinin kısaltması. Kurulum aşamasındaki şirket girişim anlamına geliyor. Dergi de tamamen girişimcilik üzerine.



Türkiye'de üçüncü sayısı çıktı. Belli bir tempoyu yakaladılar. İnternet girişimlerine biraz daha yer verseler çok daha iyi olacaklar.



Benim gibi başarı hikayeleri okumaktan zevk alıyorsanız Inc. tam sizlik bir dergi.



Türkiye edisyonunun başarısını tam olarak ABD edisyonuyla karşılaştırdıktan sonra söylemek lazım aslında.



Ben bir de Fast Company ve Wired'ın Türkçe edisyonlarını istiyorum. Tek sebebim ise yabancı edisyonların fiyatının çok uçuk olması.

Read more...

Son Bir Hafta

-Öncelikle özürlerle başlamam lazım. Blogla ilgilenemedim ama UEFA ziyareti ve kendi işlerim fazlasıyla vaktimi aldı. Bilgisayarın başında oturma fırsatı bulamadım desem yeridir. 

-UEFA ziyaretiyle başlayalım. Çok verimli geçti. Planlar son aşamaya getirildi. Anlaşmalar yapılıyor ve inşaat çalışmaları en kısa sürede başlayacak ve son 20 gün deli bir hızla devam edecek. 

-Heyecanlandırıcı bir blog açma teklifi aldım. Ve bu kez para kazanacağım. Yakında detayları sizinle paylaşırım. 

-Televidyon.com'u ne kadar sevdiğimi söylemiştim daha önce. Orada bir programım olacak. ilk çekimi dün yaptık. Yayınlandığında burada sizlerle paylaşacağım. Programın adı Kirli Sepeti olacak ve zaman zaman burada paylaştığım hoşuma giden şeyleri orada Hasan Yalçın'la birlikte tartışacağız. 

-TamSaha'nın yeni sayısında Serdar Kuzuloğlu röportajı var. Okumanızı tavsiye ederim. 

-Gripten hala kurtulamadım. Kendimi iyi hissediyorum ama burnum akıyor ve boğazlarım dolu dolu böyle. 

-HemVarımHemYokum sitesi en hızlı gelişen sitem oldu. Her program özeti sonrası 200 kişi siteye giriyor. Var Mısın Yok Musun'da yarışmak ve bir ev parası kazanmak istiyorum. Evet başvurdum.

-Krizdeyiz efsane bir program. 7,5 liraya 8 kişilik yemek yapan tipler var. 

-Yemekteyiz'de inanılmaz bir kadın var. Herhalde TV tarihinin en itici insanı. 

-UEFA.com'la ilgili güzel gelişmeler bekliyorum. Olunca sizlerle paylaşacağım



Read more...

2 Şubat 2009 Pazartesi


Çakma Montblanc



Montblanc kalemlerin hayranı çoktu. Tuzlu fiyatıyla önemli bir prestij simgesi olarak görülür. Bir Rolex saat, Moleskine defter, Svarowski mücevher gibi. 

Her prestij simgesinde olduğu gibi Montblanc'ın da taklitleri dört bir yanda.

Bunun Türkiye'deki membağı ise Kapalıçarşı. Aslında Tahtakale'de el altında da bol bol bulabilirsiniz. 

Kapalıçarşı'nın ara sokaklarında saatçilere biraz dikkatlice baktığınızda pek çok model Montblanc kalem de görürsünüz. Hepsi çakma olsa da orijinale çok yakın ve normale göre çok ucuz. 500 dolarlık bir kalemi 50 TL'den satışa çıkartıyorlar ve pazarlıkla 20 TL'ye indiriyorsunuz. 

Dükkan sahibi yemin ediyor bana gelişi 18 TL diye ama ben çok inanmıyorum. 

Bu arada Kapalıçarşı'da alınacak daha çok şeyler var. Örneğin uygun fiyata el yapımı oyuncak satan bir dükkan gördüm. Çok sayıda saatçi mevcut. Çakma kotlar, tshirler, elbiselerde Kapalıçarşı'nın olmazsa olmazları.

Vakit bulursanız gidip gezmenizi şiddetle tavsiye ederim. 


Read more...

1 Şubat 2009 Pazar

Earth TV

Sabahtan akşama kadar izleyebileceğim bir TV kanalı olsaydı bu Earth TV olurdu. 

Show Plus'ta saat başı yayınlanan Earth TV görüntüleri gerçekten muazzam. 

Canlı kamera bağlantısıyla dünyanın çeşitli şehirlerinden anlık görüntüler gösteren bu kanal çok yaratıcı bir iş öncelikle.

Kameralar yüksek çözünürlüklü olduğu için görüntü çok net geliyor ve trafik kamerası gibi düşük çözünürlüklü bir görüntü görmüyorsunuz.

Eğer o an gösterilen yer daha önce gittiğiniz veya bildiğiniz bir yerse içiniz bir hoş olabiliyor.

Geçen gün açtığımda Kopenhag'ı gösterdiler. Sonrasında ise Frankfurt'u. Çok hoşuma gitti. Önceki gün annemlerle seyrederken ise annemlerin oturdukları İzmir'i göstermeleri müthiş oldu. 

Earth TV çok harika bir kanal ve hiç gidemeyeceğiniz yerlerin görüntülerini 1 dakika boyunca sizin evinize taşıyor. Bir ton saçmalığın yer aldığı televizyonda güzel şeyler de çıkıyor arada bir. Earth TV kesinlikle bunlardan birisi.

Buraya tıklayarak sayfasını ziyaret edebilirsiniz.

Az önce açtım ve Kiev'de kaldığımız oteli gördüm. İnanılmaz cidden.

Read more...

29 Ocak 2009 Perşembe

Carlsberg'in bana hatırlattıkları

Carlsberg bira içtiğim zaman aklıma Danimarka günlerim geliyor hep.

Özellikle iş saatinde Carlsberg içtiğimde Danimarka'da okul çıkışı bir parkta içiyorum hissi geliyor ve o günleri özlüyorum.

Haderslev Danimarka'nın en popüler şehirlerinden birisi olmasa da benim için özel bir yerdi. Bir kere trenin uğramadığı ender yerlerden birisiydi. Bu nedenle biraz geri planda kalmıştı. Herkes haderslev'in dibindeki Vojens'ı bilirdi ama Haderslev hep middle of nowhere dedikleri yerlerden görülürdü. 17 yaşındaki bünyem bunu bir ara dert edip haderslev milliyetçisi bile kesilmiştir. Neyse Haderslev'in tüm okulları bir yokuş üzerindedir ve dümdüz ülkede bu yokuşu bisikletle küfrede küfrede çıkarsınız.

Her sabah saat 8.30 gibi herkes o yokuşu çıkar. Bazılarını aileleri bırakır, bazıları yürür ama çoğunluk bisiklet üzerindedir. Yokuşun yarısında bizdeki ilkokul ve ortaokul ayarındaki Folkeskole yer alır. En tepede lise, onun yanında şehir stadı ve bir yanda VUC. Yani devletin ücretsiz kurslarının verildiği eğitim merkezi.

Okulda teneffüslerde çocuklar dışarı çıkıp birer sigara içerdi. Ben çok şaşırırdım çünkü sigara içen öğretmenler arkadaşlarımdan ateş isterdi. Sigara çok pahalı olduğu için her teneffüs yarım yarım içen arkadaşlarım vardı. O soğuk havada titreye titreye sigaralarını içip içeri koşarlardı.

Ben en çok beden dersini severdim. Bir kere yapılabilecek her spor yapılırdı. Voleybol, basketbol, futbol, rugby ne varsa. Çok küçük ve şirin bir salonumuz vardı ve ben o dönemler pek atletik birisi olarak bu derste hep en iyiler arasında yer alıyordum.

Öğleden sonra 2-3 gibi ders biter ve herkes dağılırdı. Bisikletle o yokuşu inmek çok zevkli olsa da benim gibi freni iyi tutmayan bir bisiklete sahipseniz hep dikkat etmeniz gerekirdi. Bazen okul çıkışı bir pizza yemeye gidilir, bazen ise göl kıyısında bira içilirdi. Ama içtiğimiz bira da Carlsberg olmazdı hiç. Faxe diye bir yerel bira vardı. O fabrikada çalışma hayali kuran bir arkadaşım vardı. Hayat amacı buydu. Ben de ona çok kızmış ve çıkışmıştım. Bu nasıl hayal diye? O da bana herkes büyük adam olamaz gibisinden bir şey söylemişti.

O sınıftan çıkanların ne iş yaptığını bilmiyorum ama bir tanesi şu an Danimarka'da milletvekili. O zaman da çok aktif olarak politikayla ilgilenen Jesper'ı özlüyorum. Facebook sağolsun. Oradaki hemen hemen tüm arkadaşlarımı buldum. Kızların hepsi anne olmuş ama hiçbiri evli değil. Sınıftaki 3-5 erkekten birisi milletvekili, birisi ben, birisi fabrikada işçi diğerlerinden haber yok.

Dönüp o günlere baktığımda hayatın ne kadar hızlı geçtiğini görüyorum. 11 koca sene. Bir anda geçip gitmiş. Bunu görünce de diyorum ki "Bir bira daha açmalıyım ve devam etmeliyim. Her günün tadını çıkararak."

Read more...

24 Ocak 2009 Cumartesi

TV'den son bombalar


Bir haftalık TV izlenimleri sizlerle paylaşayım. 

Yemekteyiz: Uzun süredir kayıtsız kalamadığım bir yarışma. Bu kadar reyting alması gerçekten düşündürücü. Her programda bir manyak çıkıyor. Örneğin 100 kiloluk bir kadın vardı. Onu yemem bunu yemem diyor. Herkese sallıyor her yemeğe sallıyor. İtalya'da 11 yaşına kadar yaşamış peyzaj mimarı olan arkadaş da kültürünü gösterecek diye bir tarafını yırttı ama olmadı. Komik duruma düşüyor insanlar. Benim düzenlenecek bir bahçem olsa ve bu adam teklif verse ben adama işi vermeden üç kere daha  düşünürüm. 

Tadında Aşk Var: Çakma Yemekteyiz. Fox TV'de. 3 kız 2 erkek. Aşk arayışındalar. Yemek sonrası herkes kimden hoşlandığını söylüyor ve ona göre son gün eşleşiyorlar falan filan. Seviyenin yerlerde süründüğü, açık seçik seksist bir program. Ama erkeklerden birisi diğerinden elektrik alsa program ilginç yerlere gidebilir. Fox TV'ye ücretsiz danışmanlığım olsun bu da:)

Yabancı Gelin: İşte bu program acayip. Bir kere "Reyting almamız lazım. Ağzınıza ne gelirse söyleyin" demişler. Annelerde ikisi kızlara her şeyi söylüyor. Şu lafı duydum. "Bunlar fakir aslında, bir de kültürsüz, biz zenginiz bunlara göre(Kızlardan birisi Norveç'ten bu arada), o yüzden gelmişler ama hiç kendilerini göstermeye çalışmıyorlar. Biraz uğraşır insan beni memnun etmek için." Diğeri birisinin sandviçini mi ne ısırmış. Kız diyor ki ben onu özel hazırlamıştım. Anne diyor ki ben pis miyim. Isırıcam tabi falan filan" Kavga çıkıyor. Ciddi bir ayrımcılık var. Avrupalı kızlar karşısında Kazak ve Azeri kızı aşağılıyorlar filan. 

Yaprak Dökümü: Eşim baştan üç kere anlattı. Kim kiminle anlamadım gitti. Tam Yalan Rüzgarı. 

Yabancı Damat: Hafta içi sabahları işe giderken Kanal D'de yayınlanıyor. Bazı sahneleri süper çekilmiş gerçekten. Zamanında kıl olup izlememiştim. Hafif pişman oldum.

Evlilik Sanatı: Programda alt şerit hep sabit. İsmini Vermek İstemeyen İzleyici. Selin Karacehennem TV'de evlilik danışmanlığı veriyor. Bu arada kendisi aynı zamanda Tadında Aşk Var'ın danışmanı.


Read more...

21 Ocak 2009 Çarşamba


Hastalık halleri

-Pazartesi sabahı gayet normal bir şekilde evden çıktım. İşe gittim. Sabah simit yedim, krem peynirli. Ve yanında su içtim. Bu kadar. Öğlene doğru bir ürperme hissi. Yüzümde beyazlama. Öğlen bir toplantı, ardından bir tane daha ve sonrasında bir daha. Ofisten çıkıp otoparka indim. Otoparktaki serin havanın yüzüme çarpmasıyla birlikte inanılmaz bir titreme. Kanyon'un orada arabadan iniş ve eve kadar yürüme. Titreyerek. Hayatımın en uzun 10 dakikalarından. Anlayacağınız feci hasta oldum ve 2 gündür yatıyorum. Ağır bir grip. Yarın işbaşı yapacağım umarım.

-Evde yatarak geçirdiğim sürede işlerim aksadı. Yarına bitmesi gereken iki yazı var ve bir tanesi 15000 vuruş civarında.

-Bu arada cesaretlendim ve Türk futbolunu yeni bir şekle sokacak bir projemi federasyonla paylaşmaya karar verdim. Üst başlıklarını Genel Sekreter'e yolladım bile.

-Bu ay süper bir röportaj yapmak istiyorum ama kimle?

-Pazar annemler geliyor. Güzel bir hafta bekliyor bizi.

-Evde yatarken TV'deki şahane programları gözlemleme fırsatı buldum. Tadında Aşk Var favorilerimden. Selin Karacehennem harikalar yaratıyor.

-Geowyns İzmir'e maç istiyordu. Fildişi Sahili maçı layık görüldü. Enjoy.

Read more...

19 Ocak 2009 Pazartesi

Aral'dan gelen paket





Aral İthalat ile aramda iyi ilişkiler var bir süredir. 

TamSaha'ya futbol oyunlarını tanıtıyorum. Onların çeşitli organizasyonlarına katkıda bulunuyorum. 

Sağolsunlar bana Street Fighter 3 özel tanıtım kutusundan yollamışlar. Sizle paylaşayım istedim.

Kutunun içerisinde bir flash disk, bir Chun Li figürü ve oyundaki hareketlerin listesini içeren kitapçık yer alıyor.  


Read more...

Haftasonu

*Haftasonu süper bir biftek yaptım tarifini bir ara veririm. 

*Cuma akşamı ve Cumartesi öğleden sonraya kadar Beykoz'daydım. Bifteği de orada yaptım zaten. Tarifini sonra vereceğim. 

*Cumartesi akşamı eve dönüş. Kuduruk'la yüzleşme. Bütün gece oynadı bizimle. Nasıl özlediyse artık. Aynı akşam önce Galatasaray-Malatyaspor canlı anlatımı. Daha sonra Hem Varım Hem Yokum sitesi için programı yazdık. Orada bir arkadaşım yarışıyor. Gökhan Özdemir. İyi çocuktur ve süper bir futbolcudur. 

*Pazar sabahı kediyle birlikte önce saat 7'de uyandık. Sonra o geldi yanımıza yattı. saat 10'a kadar uyumuşuz. Kalkıp kahvaltı. Sonra TV izlerken yine uyku. Çok yorucu bir haftanın ardından vücut uyku arayışındaymış. 

*Akşam biraz Fener maçına baktık. Sonra Hem Varım Hem Yokum için yine programı yazdık. Acun Ilıcalı'nın bize teşekkür etmesi lazım. O kıza tahammül ettiğimiz için. 

*Bu arada Teknik Direktörler hakkında bir dev dosya hazırlıyorum. TamSaha Şubat'a yetişecek inşallah.

*Bu hafta Fatih hocayla bir görüşme. Maybe hopefully definitely. 

*Fatih Tekke röportajımız ne oldu?

*M. Serdar Kuzuloğlu'nun futbol üzerine güzellemeleri TamSaha'nın Şubat sayısında.  

Read more...

17 Ocak 2009 Cumartesi

Cengiz Semercioğlu üzerine

Ya gerçekten akıl almaz bir şey. Semercioğlu dün TRT Çocuk'ta Zaman reklamı yapılıyor diye çok ciddi bir yazı yazdı. Daha sonra TRT'den tekzip geldi. Böyle bir şey yok diye. Cengiz Semercioğlu bir gazeteci arkadaşımdan duydum. Sonra Pazartesi gününden itibaren kayıtlara baktım yokmuş diye özür diledi. Dilerken olmuş olabilir lafını vurguladı.

Bugün yazısını yazmış bir kez daha. Galiba önceden yazmış ve düzeltmeyi unutmuş ve şu ifadeleri yazmış.

"Son olarak da TRT Çocuk kanalında Zaman reklamı yaparak tüy diktiler."

Sen dün bunun için özür dilemedin mi Cengiz Semercioğlu. Bugün tekrar aynı hatayı yapmak ne oluyor. Yoksa yazıları başkası yazıyor da bu düzeltmeden habersiz mi?

Read more...

15 Ocak 2009 Perşembe




Eurovision Şarkı Yarışması

Daha önce de yazmışımdır bloğa. Ben Eurovision'u çok severim. Puanlamasını özellikle.

Neyse bu yazıyı tekrar için yazmıyorum zaten.

Hadise'nin Düm Tek şarkısına çok ısınamadım. Biraz fazla hareketli mi tam bilemiyorum. Ama Hadise süper tabi. Güneri Civaoğlu tabiriyle "Hadise'nin kendisi bir hadise".

Benim Eurovision'da en sevdiğim 5 Türkiye şarkısı şöyledir.

1- Athena - For Real
2- Kayahan - Gözlerinin Hapsindeyim
3- Sertap Erener - Everyway That I Can
4- Şebnem Paker - Dinle
5- MFÖ- Sufi

Ara ara Eurovision anıları anlatmak istiyorum aslında. Örneğin Şebnem Paker Dinle ile üçüncü olduğunda ortalık yıkılmıştı. Bir önceki sene de o katılmıştı ama 12. olmuştu. Bir anda üçüncü olunca Eurovision yine ciddiye alınmıştı. Ertesi gün gazetelere ana haber olarak girmişti. Çok acayip bir akşamdı.

Read more...

14 Ocak 2009 Çarşamba


Son birkaç gün


- Başlık koyamama sorunum devam ediyor. Dert etmemeye karar verdim. Bunla yaşamayı öğreneceğim.


- Blogdestek ile görüştüm. Çok güzel işler yapıyorlar. Düşünme aşamasındayım.

- Stephenie Meyer'in Alacakaranlık kitabını okuyorum. Çok sürükleyici yazılmış. Ama Epsilon'un son okumacıları pek iyi okuyamamışlar sanırsam. İmla hataları göze çarpıyor. Bu arada kitabı tavsiye eden Geowyns'e teşekkürlerimle. Filmi de pek yakında vizyonda. Fragmanı Trailerphilia'da.

-İğrençlikle komik olmaya çalışan bir film daha seyrettim. My Best Friend's Girl. Eh işte. Vaktiniz varsa seyredin. Bu arada Kate Hudson'ın nesini beğenirler anlamadım.

-Kuduruk biraz daha uslu olmayı öğrendi. Yanımızda yatıyor bazen. Bazen içgüdülerine yenik düşüp ayaklarımızla avlanıyor. Büyüdüğünü görüyoruz. Müthiş hayvan gerçekten.




- 3 haftayı aşkın süredir kola içmiyorum. Burger King, Mc Donalds yemiyorum. Ama yakın zamanlarda şahane bir biftek yemezsem çok fena olacak. Kontrolden çıkmaya başladım. Dünkü filmde de süper bir et yiyorlardı. Ondan önceki gün Matrix'i izlemiştim. Onun da ünlü bir biftek sahnesi vardır malum.

Read more...

12 Ocak 2009 Pazartesi

Öncelikle bloğa başlık yazamıyorum. Oradaki başlık kutusu kayıp. Diğer bloglarda böyle bir sorun yok halbuki.

Evdeki bilgisayarım Disk Read Error hatası veriyor. Format atmak lazım ama önce yedeklemem şart.

Son günlerde 2 süper film seyrettim. Birisi Blindness, diğeri ise The Curious Case of Benjamin Button. Harika filmler ve ikisi de kendilerine has yazılar hak ediyorlar.

Bir tane de kötü film seyrettim. Çok ümit beslediğim Zack and Miri Make A Porno. Cem Yılmaz Erşan Kuneri filmini çeksin de bu konu ne kadar güzel işleniyor görelim.

İki bomba röportaj kovalıyorum. Ayrıntılarını yakında vereceğim. Yapabilirsem efsane olacak.

Haftasonu Karaoke'deydik. Klub Karaoke. İçki pahalı. Hem de gereksiz pahalı. Çok kalabalıktı bir de. Gerçi içerideki 50 kişiden 25'ini ben toplamıştım oraya.

Karaoke konusunda tartışılmaz:) bir yeteneğim var. Ben en azından notasyonu tutturuyorum.

Bu başlık olayı çok sıkıcı gerçekten. Çözümü bilen var mı?

Var mı derken Var mısın Yok Musun'a başvurdum. Arkadaşlarımdan birisi şu an yarışacağı günü bekliyor. Ben de gaza geldim. Hatta şöyle bir site bile açtım. Hem Varım hem Yokum

Galatasaray-Altay maçındaki canlı anlatımım konusunda ne düşünüyorsunuz? Devam edeyim mi?

I Buy It sitesini adam edene kadar devam edeceğim. Bakalım ne kadar vaktimi alacak?

Read more...

Blog tasarımı ve I Buy It

9 Ocak 2009 Cuma

Bloğumu çok daha okunabilir kılmak amacındayım. Bir önceki tasarım beni yazamk konusunda hiç teşvik etmediği için ilk hale benzer bir tasarıma döndüm.

Şimdi profesyonel destek arayışındayım. Blogdestek ile inşallah önümüzdeki hafta görüşeceğim.

Bu arada bir tane blog açtım. Tamamen deneysel olan bir blog. Almak istediğim veya satın aldığım şeyleri listeleyip yorumlarımı yazıyorum. Bu siteyi İngilizce açtım ve ciddi bir pazarlama aracı olarak çalışacak mı görmek istiyorum.

Sitenin adı I Buy It ve adresi ibuyit.blogspot.com. Arada bir ziyaret ederseniz çok sevinirim. Bu tip sitelerden para kazanılır mı deneyimlerimi ayrıca yazacağım.

Read more...

Kartvizit dediğin...

8 Ocak 2009 Perşembe



Thanks to fubiz and aylayk

Read more...

Nessun Dorma - Paul Potts ve Luciano Pavarotti

5 Ocak 2009 Pazartesi

Paul Potts Britain's Got Talent programında inanılmaz bir şekilde Nessun Dorma'yı yorumluyor. Hemen altında Pavarotti yorumunu koydum. Bence bu muhteşem eser her iki kişiden de defalarca dinlenmeyi hak ediyor.



Read more...

Emeklilik hayali dedikleri ne oluyor?



2003'ten bu yana aktif olarak iş hayatının içindeyim. Öncesinde yaz aylarında yaptığım işler, bazı part time işlerim olmuştu. Yıl 2009 ve iş hayatım belirli bir düzende devam ediyor.

Çalıştığım yerdeki insanlara dönüp baktığım zaman hayatlarının girdiği rutin hali görüyorum. Bunun kötü birşey olup olmadığını kestiremiyorum çünkü eğer rutin sizin hayatla ilgili amaçlarınızla örtüşüyorsa bu hiç de kötü bir şey değildir. Veya belirli bir düzen oturttuysanız hayatınızda ve geçim sıkıntınız yoksa çok zorlamayı tercih etmeyebilirsiniz.

Bu tip insanlarda genelde gördüğüm tavır şöyle oluyor. Hayat bir hızla gidiyor ve planlar emeklilik denen ve mucizevi olarak görülen kutlu günün sonrasına erteleniyor. Bunların arasında neler yok ki? Bir market açmaktan, bir bağ almaya, zeytinliklerden yelkenlilere, küçük bir kasabaya yerleşmekten Avrupa seyahatine kadar uzanıyor.

Tüm bu planlara ve hayallere saygım var. Hayalsiz yaşanmaz sonuçta. Ama bu tip şeyleri hayatta küçük değişiklikler yaparak bugün de gerçekleştirmek mümkün. Bunu ileriye atmak hayatı tekdüze hale getiren bir rutine sokuyor gibi geliyor bana. Bence hayatı bir ağaç gibi görüp yukarıya kadar her dalı bir hayalle bağdaştırmak ve bu hayalleri teker teker gerçekleştirmeye uğraşmak bir kişiyi mutlu kılabilir. Gerçekleşmeyen hayaller olacaktır elbette. Bunları erteleyebilirsiniz belirli gerekçelerle. Ama hiç bir zaman tek bir hayale bağlı kalmamak lazım.

Sonuçta tepede ne var diye sorabilirsiniz? Hayat kimseye sonsuz mutluluk vaadi sunmaz. Tepede harikulade bir ödül var ama. Ormanın içinde ağacın dibinden ufka bakmayı denemekle, ağacın tepesinden bakmak arasında çok büyük fark vardır.

Bu sevgi kelebeği yazısının ana fikri şu. Ben emeklilik hayallerini anlamıyorum şu yaşımda. Hayatta ufak değişikliklerle küçük küçük şeyleri başararak hayallere şimdiden ulaşmak mümkün geliyor bana.

Read more...

Bedük - Automatic

Read more...

Tombala üzerine

3 Ocak 2009 Cumartesi

Bu uyduruk tombaların içinden eksik taş çıkıyor

Ben tombala oyununu kumar olarak oynandığı şekliyle çok seviyorum.

İnternette bunu oynatan siteler var. Gerçi girişleri sevgili devletimiz tarafından yasaklatıldı ama bir yolunu bulup girdiğiniz takdirde ve tabi kendinizi kaptırmazsanız çok eğlenceli bir şey.

Bir kere kumarın en basit şekli. Rulet veya slot makineleri gibi. Hiçbirşey yapmanıza gerek yok 25 cente bir kart al ve numaraların çıkmasını bekle. Hele iyi numaralar çıktıysa 25 cente yaşanan heyecan gerçekten çok güzel. Kazandığın takdirde aynı masada 300 kişi oynadığı minimum 50 dolar filan alıyorsun ki bu da üzerine kaymaklı ekmek kadayıfı oluyor.

Yılbaşı günü işyerinde 4 kişi böyle bir tombala oynadık. Ben birinci çinkoyu yapıp paramı çıkardım. Bir başka arkadaşımız hem ikinci çinko hem de tombalayı yapıp koyduğu paranın 3 katını aldı. Çok güldük eğlendik. Gerçi tombalanın kurallarından habersiz mimar bir arkadaş da vardı. Daha çok ona güldük.

Ankara'da imha edilen tombala makinesi

Bir arkadaşım Ankara'da illegal tombalacıların çok popüler olduğunu söylemişti. Yurtdışında gayet yasal olarak oynanan bir oyun bu. Hatta pek çok filmde görmüşsünüzdür tombala oynayan yaşlı insanları. Yaşlı insaların oynama sebepleri de kafa yormaması olsa gerek. Gidip 70 yaşındaki amca Texas Hold-Em oynayacak değil ya.

Read more...

Yeni yılda değişmeyenler

2 Ocak 2009 Cuma

-Taksim'de taciz olayları beni baydı artık. Buna bir çözüm nasıl bulunamaz anlamıyorum. Her insanın istediği zaman istediği yere gitme hakkı vardır. Taciz varsa gitmesinler gibi ifadeler yarın bu işi meşru kılar. Dövüleceğini bile bile içki içmesin'e, taşlanacağını bile bile saçı açık gezmesin'e döner.

-Türkiye'nin kısırdöngüleri. Melih Gökçek'in yeniden Ankara Belediye Başkanlığı'na aday gösterilmesi. Halktan fazladan para almaktan gocunmayan bir adam düşünün, 50 liralık sayacı 300 liraya satan, tek başına tüm belediyelerden daha fazla borca sahip bir belediyeyi yönettiğini iddia eden. Sadaka bizim kültürümüzde vardır diyen bir başbakan. Oy uğruna çevre kirliliğine yol açan belediyeler. Bürokrasinin her yerine sirayet eden bir uyuşukluk. Rüşvet her yerde kol geziyor. Yasalar kişilere göre yorumlanıyor.

-Savaşlar. İsrail-Filistin, ABD-El Kaide, ABD-İran, Rusya ve herhangi bir komşusu, Türkiye-PKK. Hiç bitmeyecek bu kesin.

-Ekonomik kriz. Hep vardı ve bu sene de devam edecek. Krizden çıkış yolları diye bir bölüme başlasam ve ütopik fikirlerimi saçsam etrafa iş yapar mı acaba.

-Trafik kazaları. Türkiye'de her şoför bir kez kaza yapıyor. Bu kazanın hayatınıza sirayet edip etmemesini dikkatli olup olmamanız belirliyor. Önümüzdeki sene de bu devam edecek.

-Şansa yaşamak. Bir bomba patlayabilir, tren raydan çıkabilir, doğazgaz borusu patlayabilir, sele kapılabilirsiniz, yanlış bağlanmış elektrik kablolarının kurbanı olabilirsiniz. Belediye otobüsünün freni patlar, uçak pilotunuz kestirmeden gitmeyi tercih eder, çukura düşersiniz, başka bir inşaat sizin binanızın çökmesine neden olur, Kuran kursu çöker, apartman bir anda yıkılır. En muhtemeli deprem olur.

-Hakem hataları. Hiç değişmeyecek bir gerçek.

Read more...

İzleyiciler

  © Blogger template Cumulus by Ourblogtemplates.com 2008

Back to TOP